SAHTE EVRAK/EVRAKTA SAHTECİLİK NEDENİYLE TAPU İPTALİ-İSTANBUL AVUKATI

Anasayfa / Blog / SAHTE EVRAK/EVRAKTA SAHTECİLİK NEDENİYLE TAPU İPTALİ-İSTANBUL AVUKATI


SAHTE EVRAK/EVRAKTA SAHTECİLİK NEDENİYLE TAPU İPTALİ-İSTANBUL AVUKATI

 

Önceki makalelerimizde kanuna aykırı, usulsüz ve yolsuz düzenlenen tapu kayıtlarına uygulamada sıklıkla rastlandığını ve bu tür durumlarda açılabilecek olan tapu iptali ve tescil davalarını genel hatlarıyla açıklamıştık. Bu yazımızda sahte belge kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarına yer vereceğiz. Kısaca tekrardan açıklamak gerekirse taşınmaz mülkiyeti, kural olarak tescille kazanılmaktadır. Tescil için de geçerli bir hukuki sebep ve tescil talebinin bulunması gerekmektedir. Tescille kazanımda hukuki sebep çoğunlukla, taşınmaz satışı sözleşmesidir. Tescil için geçerli bir hukuk sevbep bulunması gerekirken tescil, geçerli olmayan veya gerçek dışı bir sebebe dayanıyorsa yolsuzdur. Kısacası taşınmazların usule uygun bir şekilde kazanımı için geçerli bir hukuki sebep, tescil talebi ve tescilin varlığı şarttır. Hukuka uygunluktan bahsedebilmemiz için, talepte bulunacak kişinin bu talepte bulunmaya yetkili olması gerekmektedir. Bir kimse, taşınmazını kendi isteğiyle bir başka kişiye devredebileceği gibi, vekil tayin ederek de, taşınmazını üçüncü kişilere devredebilir. Tescil talebinde bulunacak kişi, vekaletname ile yetkili kılınmışsa, bu vekaletname de, kanunda öngörülen koşullara uygun düzenlenmiş olmalıdır. Vekil, taşınmazın devri konusunda özellikle yetkilendirilmelidir.Ya da bir kimse, mirasçılık belgesine dayalı olarak, taşınmazın nakli talebinde bulunacaksa, mirasçılık belgesi usulüne uygun bir şekilde alınmış olmalıdır. Yukarıda saydığımız resmi belgelerdeki hukuka aykırılıklar ve belgelerin sahte olarak hazırlanıp kullanılması yapılan işlemlerin geçersizliğine yol açacaktır. SAHTE NÜFUS CÜZDANI, SAHTE VEKALETNAME, SAHTE MİRASÇILIK BELGESİ VS. GİBİ BELGELERLE YAPILAN TAŞINMAZA İLİŞKİN İŞLEMLER HUKUKA AYKIRI ŞEKİLDE YAPILMIŞ OLUP TAPU İPTALİ DAVASI AÇILARAK İPTAL EDİLİR. SAHTE BELGEYE DAYANARAK HAK KAZANAN 3.KİŞİNİN DURUMU Öncelikle belirtmek gerekir sahte belgeye dayalı olarak gerçekleştirilen tescil işlemi yolsuzdur. Yolsuz tescil, lehine tescil yapılan iyiniyetli dahi olsa hukuka uygun hale gelemeyecektir. Ancak: Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Yani yolsuz tescille sözde hak sahibi olan kişiden, iyi niyetle mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanılması durumunda iyi niyetli 3. Kişinin hakkı korunacaktır. Yani, sahte belgeye dayalı olarak gerçekleştirilen tescil işlemi yolsuzdur.Yargıtay kararlarında iyi niyetin varlığı detaylı koşullara bağlanmıştır. Ancak bu hallerin olduğu durumda iyi niyetle hak kazanımı söz konusu olur. Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere : ***Kazanan, iyi niyetli üçüncü kişi olmalıdır. ***Üçüncü kişi, tapu sicilindeki yolsuz bir tescile dayanmış olmalıdır. ***Üçüncü kişi, bir aynî hak kazanmış olmalıdır. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2012/9404 Karar Numarası: 2012/11595 TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI TAPU KAYITLARINA GÜVEN İYİNİYET ÖZETİ: Sahtecilik iddiasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporuyla kanıtlanması halinde, araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri ve bildirecekleri tüm delillerin toplanması, gerek ceza soruşturmasına dair hazırlık evraklarının, devamında açılan ceza dava dosyasının gerekse idari müfettiş raporlarının birarada değerlendirilmesi, davalının iyiniyetli olup olmadığının, bir başka ifadeyle Türk Medeni Kanununun koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. DAVA : Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR : Dava; sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece; davalının kötü niyetinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden ve noksanın tamamlatılması yoluyla getirtilen belgelerden; davacı E. S.’in 03/09/2009 tarihli satış akdi ile dava dışı İ. G.’ten iktisap ettiği çekişme konusu 2784 parsel sayılı taşınmazın, 21.10.2009 tarihinde alım suretiyle tekrar İ. adına tescil edildiği ve adı geçen tarafından da 29.01.2010 tarihinde davalıya satış şeklinde devredildiği; anılan işlemler nedeniyle C. Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan kamu davasının da derdest bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı, 21.10.2009 tarihli satış akdindeki imzanın eli ürünü olmadığını ve davalının da anılan sahteciliği bildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise, iyiniyet savunmasında bulunmuştur. Hemen belirtilmelidir ki; 2659 sayılı Yasanın 21. maddesi uyarınca; temlik işleminde kullanılan imzanın sahte olduğu iddiası, başka bir ifadeyle imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince saptanması gerekeceği kuşkusuzdur. Nevarki; mahkemece sahtecilik yönünden Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadan sonuca varıldığı görülmektedir. O halde, sahtecilik iddiasının açıklığa kavuşturulması bakımından, öncelikle davacının, ceza dava dosyası kapsamında imza incelemesi yapılmışsa o raporun gözetilmesi; yapılmamışsa, çeşitli resmi ve özel kurumlarda bulunan imza ve yazılarını havi belgelerin temin edilmesi, davacının tatbike esas alınan imza örnekleriyle birlikte dosyanın kül halinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesi, Fizik İhtisas Dairesinden rapor alınarak, çekişmeli taşınmaza ilişkin 21.10.2009 tarihli resmi satış senedindeki imza ve yazının davacının eli ürünü olup olmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması; sahteciliğin sabit olması durumunda ise davalı, ilk elden satın alan ikinci el konumunda olup, ediniminde iyi niyetli ise bu edinimin korunacağının gözetilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini ( herkese açık olmasını ) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den ( resen ) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir. Hal böyle olunca; yukarıda değinildiği üzere sahtecilik iddiasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporuyla kanıtlanması halinde, yine yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri ve bildirecekleri tüm delillerin toplanması, gerek ceza soruşturmasına dair hazırlık evraklarının, devamında açılan ceza dava dosyasının gerekse idari müfettiş raporlarının birarada değerlendirilmesi, davalının iyiniyetli olup olmadığının, bir başka ifadeyle Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Tapu iptali ve tescil davaları hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Avukat İsmail Yıldırım Hukuk Bürosu iletişim bölümünden iletişime geçebilirsiniz. İsmail Yıldırım Hukuk Bürosu olarak Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kâğıthane, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri, Sultangazi, Şişli, Zeytinburnu bölgeleri ile Bursa ve Kocaeli şehirlerindeki ayrıca Darıca ile Gebze bölgesindeki müvekkillerimize hizmet vermekteyiz.